Yalnızca gluten etiketli içerikler

1 hafta önce ilk kez Atatürk Havalimanı Cafe Nero’ da ilk kez ürünlerinizle tanıştım. İyi ki de tanışmışım:) Ertesi gün Bakırköy b.marketten hemen iki kutu aldım.Ve bu gün de 2 kutumu sizlerden aldım. Harikasınız tek kelime ile.

Atatürk Havalimanı Cafe Nero

Atatürk Havalimanı Cafe Nero

Bir ürün düşünün günümüzde transyağ’lı gdo’lu insan sağlığına zararlı onlarca bilinmeyen zararlı madde içeren ürünlerin insan sağlığını tehdit ettiği günümüzde bu sağlıksız ürünlere inat trans yağsız, gdosuz, şekersiz, glutensiz ve 100 100 katkısız saf doğal olduğu gibi benzersiz bir tat bir protein kaynağı hemde kalorisi az ve kilo aldırmayan şeker isteğinizi fazla yeme isteğinizi gideren harika efsane bir ürün Unique.

Bizlere bu ürünü sunduğunuz için ve bana bu gün iki kutu light unique siparişimde bol çikolatalı ve power çikolatanızı hediye ettiğiniz için de ayrıca teşekkür ederiz; )

 

Fatih YÜKSEL

FacebookTwitterPinterest

Milyonlarca yıllık insan evrimi düşünüldüğünde tarıma geçişin başlangıcı olarak tahmin edilen 10.000 yıl öncesinden günümüze kadar olan süreç metabolik olarak tahıllara adapte olmamıza yeterli bir süre değildir.Gerçekte ise dünyanın bazı bölgelerinde sadece birkaç yüzyıldır tahıllara dayalı beslenmeye geçilmiştir. Teknolojik gelişmelerin bize sağladığı rahatlıklar sayesinde ise beslenme şeklimiz bu 10.000 yıl içerisindeki son 50 yıl çok fazla değişime uğramış ve sonucunda vücudumuzun sadece bir yüzyıl öncesine göre bile yeni birçok hastalık ile karşı karşıya kalmıştır.

Tahıllar aslında tarımın gelişimine kadar doğal halde yenmesi zor olduğundan insanlar tarafından tüketilmemiştir. Çok uzun süreler boyunca stoklanabilir olmalarının fark edilmesi ile meyve ve sebze üreterek yemekten daha fazla efor gerektirdiği halde tahıl üretimine geçmek uygun bulunmuştur. Günümüzde de tahıl bazlı yiyecekler kolay ve masrafsız olarak büyük miktarlarda üretilebilmeleri, uzun raf ömürleri gibi benzer avantajları sunmakta ve opioid (afyona benzer) bağımlılık duygusu ile metabolizmada yanlış bir konfor hissi uyandırmaları ile de büyük yiyecek üreticilerinin para kazanma düşlerini süslemektedir. Bazı insanların ekmek, makarna, simit, vb. Yemeden doyduğunu hissetmemelerinin nedeni sadece bu bağımlılığın etkisidir ve sonucunda ortaya çıkan tablo ise teknolojik avantajların sonuna kadar kullanıldığı bir tahıl bazlı işlenmiş gıda sektörü olmuştur.

Ekmek, makarna ve kahvaltılık gevrekler gibi popüler yiyecekler modern beslenme tarzının ana unsurlarıdır. Fakat değişik beslenme stillerinde tavsiye edildikleri halde tahıllar pek çok ciddi hastalığın da köklerini oluştururlar  Birçok tahıl bazlı işlenmiş ürün yüksek miktarlarda seker ve rafine karbonhidrat içermekte, aynı zamanda tarımsal katkı ve toksinlerin izlerini taşımaktadır. Aslında pek çoğumuzun metabolizması tahıl sindirmek için tam uygun olmasa da bağımlılık yaratması sayesinde bu ürünlere tüm öğünlerimizde yer vermemiz kolay, duygu ve mantık çerçevesinde hayatımızdan çıkartmamız zor olmaktadır.
Tahıllardan gelen problemlerin çoğu gluten adı verilen bir protein üzerine odaklanmaktadır. Gluten, tahılın yaşaması ve büyümesi için gerekli besinlerin depolanmasını sağlayan proteindir ve İngilizce “glue -yapıştırıcı, birleştirici” sözcüğünden türemiştir. Başlıca, buğday, ufak taneli spelt buğdayı, kamut buğdayı, çavdar, arpa, yulaf ve tritikale adı verilen buğday/çavdar melezinde bulunan gluten, yiyecek üreticileri için ise yüksek fırınlama (fırında pişirme, kabartma) karakteristiğinden dolayı önemlidir ve çiftçiler ürünlerinin daha fazla gluten içermesi için teşvik edilmektedir. Bunun sonucu olarak kullanılan kimyasallar ve tarımsal metodlar ise sadece daha sağlıksız ve daha besinsiz bir üretim sonucu metabolizmamızın zayıflamasına yol açmaktadırlar.

Sağlıklı bir insanda her zaman hücreler mutasyona uğrayıp bir kanser hücresine dönüşme riskini taşırlar fakat bu süreç kuvvetli bir bağışıklık sistemi ile regüle edilir ve oluşan bu hücreler fark edilip yok edilir. Bağışıklık sisteminden ödün verildiğinde veya sistem bloke olduğunda ise bu hücrelerin kansere dönüşme ihtimali oldukça yükselir. Gluten, ekzorfin (dismorfin) adi verilen opioid bağımlılık  yaratıcı bir peptid içerir ve bağışıklık sisteminde benzer bir duruma yol açar. Bu peptidler doğal yok edici hücreler (Natural Killer Cells) olarak adlandırılan bağışıklık sistemi hücrelerinin kanser riski taşıyan hücreleri fark etmesini ve yok etmesini engeller. Ekzorfinler ayni zamanda kanser hücrelerinin büyümesini destekleyici etkisi olan insülin üretimini de arttırırlar. Peptidler, sindirilmesi zor bir protein olan glutenin aminoasitlere parçalanamaması sonucu oluşan aminoasit zincirleridir ve kan akışı içinde vücut metabolizması tarafından kullanılamadan dolaşırlar. Bu serbest dolaşım bağışıklık sistemi tarafından algılanır ve antikorlar üretilerek peptidlere saldırı düzenlenir. Bağışıklık sisteminin sürekli antikor üreterek gluten ile meşgul olması sistemi kanser hücrelerini teşhis ve saldırı için yeterli enerji ve zamandan yoksun bırakır; daha da kötüsü peptidlerin vücut dokularına çok benzer yapıda olması antikorları saşırtıp kendi organlarına saldırtarak hastalığı başlatabilir.

Gluten kesinlikle kanser oluşumunun tek nedeni değildir, yinede bir glutensiz beslenme diyetinin gösterdiği dramatik gelişmeler pek çok kanser hastası tarafından raporlanmıştır. Bir çok medikal profesyonel ise bu konuya daha farklı yaklaşıp glutensiz beslenmenin bazı hastalarının ihtiyacı olan besinleri sağlayamayacağı konusunu gündeme getirmektedir. Bu nedenle glutensiz bir diyet uygulamak isteyen kanser hastalarının doktor yada diyetisyenleri ile işbirliği içerisinde davranarak glutensiz B vitamini takviyesi ve glutensiz lif içeren gıdalar olan pirinç, mısır, soya, patates, tapyoka, fasulye, kinoa, darı, karabuğday, keten tohumu ile kabuklu yemişler (fırınlanmış yada tuzlanmış olmaması şartı ile) ve horozibiği familyası hakkında bilgi edinmeleri, bu arada da meyve ve sebzeye ağırlık vermeleri uygun bir plandır.

Hayatlarından gluteni çıkartmak isteyen kişilerin yaptığı hataların en büyüğü ise daha önceden yemeğe alıştıkları işlenmiş ve paketlenmiş gıdaların glutensiz ibareli formlarını tüketmektir. Kendilerine iyilik yaptıklarını düşünseler de aynı şeker ve rafine karbonhidrat miktarını içeren gıdalar hastalıklara yeniden birer davetiye olmaktadır. Unutulmaması gereken nokta şudur; sağlıklı gıdalar hiç bir zaman üretilmiş, paketlenmiş ve içerik listesi konulmuş bir şekilde bizlere ulaşmaz; naturel formlarında ve bir bütün halinde olurlar.

Sağlık ve zindelik dileklerimizle…

Kaynak : Cengiz Unutmaz

FacebookTwitterPinterest

Colyak GlutenSadece Amerika’da 3 milyondan fazla kişi gizli bir salgından mustarip. Eğer şişkinlik, yorgunluk veya eklem ağrıları yaşıyorsanız, bunun sebebinin çölyak hastalığı veya gluten intoleransı olabileceğini düşünmenizi öneririm. Çölyak hastalığı vücudunuza ciddi şekilde zarar verebileceği gibi sizi karaciğer hastalıkları veya kansere yatkın hale getirebilir.

Daha da kötüsü ve önemlisi bu hastalığa çoğunlukla yanlış teşhis konuluyor ya da doktorlar tarafından fark edilemiyor. Ancak riskte olduğunuza dair endişeleriniz varsa dikkat edeceğiniz önemli işaret ve belirtiler var. Glutensiz bir diyet, dualarınıza yanıt olabilir ve hatta eğer gluten toleransınız varsa, gluteni hayatınızdan çıkarmak kilo vermenize de yardımcı olabilir.

Gluten: Nedir ve nelerde bulunur?
Çölyak hastalığı, bağırsaklarınızın besinleri doğru düzgün emmesine engel olan bir sindirim bozukluğudur. Çünkü çölyak hastaları genellikle buğday, çavdar ve arpa gibi diğer tahıllarda bulunan bir protein olan gluteni hazmedemezler.

Ekmeğin esnek dokusunu gluten sağlar. Hatta ilaç ve kozmetik gibi üretim alanlarında da kullanılır. Gluten aynı zamanda jambon, rokfor peyniri, bira, aromalı kahve, meyan kökü ve soya sosu gibi ürünlerde saklı olabilir.

Gluten aldığınızda ne olur?
Gluten intoleransınız varsa ve bu proteini vücudunuza aldıysanız, bağışıklık sisteminiz, besinlerin emilimini ve kana geçmesini sağlayan, ince bağırsağın mükemmel mimarisinin bir parçası olan villüslerinize zarar veren antikorlar salarak bunu yanıtlar.

Normalde ince bağırsak yiyeceklerdeki önemli besinleri emen parmak benzeri tüylerle kaplı bir peluş halı gibidir. Çölyak hastalığına maruz kaldığınızda, bu villusler düzleşir ve halıya benzeyen bağırsak daha çok parke tabana benzer. Böylece artık besinler doğru düzgün emilemezler. Bu da, ne kadar yerseniz yiyin, yetersiz beslenmeye yol açar. Gluten intoleransı ve çölyak hastalığı arasındaki fark, gluten intoleransının genellikle bağırsağa aynı zararı vermemesidir ancak gluten alımı, rahatsızlık verici belirtilere yol açabilir.

Çölyak hastalığının belirtileri
Belirtileri saptamak zor olabilir ancak genelde en yaygın şikayetler karın ağrısı, şişkinlik ve aralıklı ishal. Bazen çölyak hastaları mideyle, karınla ilgili hiçbir sorun yaşamazlar ve bunun yerine asabiyet, eklem ağrısı, kas krampları, ağız yaraları, ayaklarda karıncalanma, veya gluten intoleransından kaynaklanan kaşıntılı, kabartılı bir deri hastalığı olan dermatit herpetiformis gibi şikayetlerde bulunabilirler. Bu döküntünün ve diğer çölyak hastalığı belirtilerinin tedavisi, glutensiz bir beslenme programı sağlamaktır. Aslında esas anahtar, doğru tanıyı bulmakta. Çölyak hastalığı yanıltıcı bir teşhise neden olabilir, çünkü bu hastalık IBS (Hassas Bağırsak Sendromu), ülser, Crohn Hastalığı (İltihabi Bağırsak Hastalığı) ve anemi gibi hastalıkları taklit edebilir.

Şişkinlik, yorgunluk veya eklem ağrısı yaşıyorsanız siz de çölyak hastalığı veya gluten intoleransından mustarip milyonlarca insandan biri olabilirsiniz.
Araştırmacılar artık ABD’de çölyak hastalığının özellikle de yüksek orandaki yanlış teşhislere bakarak, önceden düşünülenden daha yaygın olabileceğine inanıyorlar. Artık doktorunuzun çölyak hastası olup olmadığınıza karar vermesine yardımcı olmak için güvenilir kan testleri mevcut. Çölyak hastalığı bir otoimmün hastalığı olduğu için çölyak hastalarının bazı antikor seviyeleri anormal derecede yüksektir. Doktorunuz bu antikor seviyelerini ölçüp, endoskopik doku örneğiyle birlikte teşhisi doğrulayabilir. Eğer çölyak hastalığınız varsa, glutensiz bir diyet rahatlamanızı sağlayacaktır çünkü şu anda tedavisi yoktur.

Prof Dr. Mehmet Öz’den Çölyak Ve Beslenme 22 Mayıs 2010

FacebookTwitterPinterest