uniq2go ile ilgili tüm içerikler

FacebookTwitterPinterest
FacebookTwitterPinterest
FacebookTwitterPinterest

Sağlıklı, huzurlu, mutlu ve aydınlık bir yıl olsun 2014. Size ve sevdiklerinize şans getirsin…

 

FacebookTwitterPinterest

Yeni nesil %100 doğal Protein Bar Uniq2go

Yeni nesil Unique’ler artık Uniq2go logosu ile raflarda !- Aynı eşsiz lezzet
– Aynı besin değerleri,
– %25-40 daha az laktoz
– 2 ay daha uzun dayanma süresi
– Daha yumuşak, daha tatlı
– Choco dark’ta daha yüksek lif

FacebookTwitterPinterest

Sağlık ve bakım ürünleri satışını yapmakta olan Gratis mağazaları 27 Eylül 2013 tarihinden itibaren Unique Protein Bar ürünlerinin satışını yapmaya başlamıştır.

FacebookTwitterPinterest

29 Eylül INTERSPORT RUN organizasyonunda her türlü detayı düşünmeye devam ediyoruz.

Kayıt olan sporcularımız için hazırladığımız sporcu kitlerinin içerisinde çanta + koşuya uygun tshirt + chip + göğüs numarası ile beraber Unique Protein Bar da yer alacak.

Böylece, 11K sonrası ihtiyacınız olan proteini vakit kaybetmeden alabileceksiniz…

Online kayıt olmak için www.intersportrun.org

 

 

 

 

 

 

FacebookTwitterPinterest

Unique ailesi olarak, hayatımızda önder olan, bizlere yol gösteren ve gecesini gündüzüne katarak yaşantımızı güzelleştirmeye çalışan dev adamların babalar gününü kutlarız.

 

unique babalar günü

 

 

 

 

 

 

Hepimizin babası en güçlü, en büyük ve en güzel kokandır…

FacebookTwitterPinterest

Hurma Agaci* İçeriğinde minerallerden magnezyum, kalsiyum, natrium, potasyum, ferrum, sülfür, klor, fosfor, vitaminlerden B grubu, A, C vitamini, beta-karoten bulunmaktadır.
*Günde 2 adet tüketilen hurma (yaklaşık 20-25 gram) kabızlık, sindirim problemi, zayıflık, iştahsızlık, kalp problemleri, mide bulantısı ve hatta kanser başta olmak üzere birçok hastalığa karşı koruyucu özellik gösterir.

*Birçok besin öğesini yüksek oranda içeren tek meyve olan hurma bebek ve çocuklarda sağlıklı gelişmeye ön ayak olur.

*İçeriğindeki oksitosin hormonu benzeri bir madde ile doğumu kolaylaştırır, emzirme döneminde annenin sütünü  arttırır.

*Göz sağlığı için önemli olan beta karotenden zengindir ve düzenli tüketildiğinde özellikle gece körlüğüne faydalıdır.

*Lif oranı yüksek olmasıyla kısmen laksatif etkiye sahiptir,

* Gene içerdiği yüksek lif miktarı uzun süre tokluk sağlar.

* En yüksek protein oranına sahip meyvedir. Bu da hurmayı bir çok özelliğinin yanında diyet dostu bir meyve de yapar.

* Sakaroz barındırmaz, görece düşük glisemik endeks karakteristiklidir. Kan şekerinin kontrol altında kalmasına engel olmaz. Hatta hekim kontrollü olarak diabet hastalarına bile belli ölçüde izin verilebilir.

* Hamilelikte  önerilen, lohusalık döneminde de süt arttırıcı etkisi bilinen bir meyvedir.

*Kalp hastalıklarında özellikle ritm bozukluklarında faydalıdır, LDL (kötü kolesterol) seviyesini düşürür.

*Alkol tüketen kişilerde karaciğer yağlanmasına karşı koruyucudur ve toksik maddelerin atımını hızlandırır.

*İçeriğinde en az 20 adet farklı aminoasit içermektedir. Hücre yaşlanmasına karşı korur, bir nevi gençlik iksiridir.

*B vitaminlerinden ve magnezyum mineralinden zengin olması nedeniyle depresyona, sinir hastalıklarına karşı koruyucudur.

*Aç karnına tüketildiğinde bağırsak parazitlerini öldürür.

*Hiçbir yan etkisi olmayan, kansere karşı koruyan doğal bir ilaçtır.

 

Kaynak : Dr Ender Saraç, Diyetisyen Özlem Sert Aydın, Rast Grup,

FacebookTwitterPinterest

Milyonlarca yıllık insan evrimi düşünüldüğünde tarıma geçişin başlangıcı olarak tahmin edilen 10.000 yıl öncesinden günümüze kadar olan süreç metabolik olarak tahıllara adapte olmamıza yeterli bir süre değildir.Gerçekte ise dünyanın bazı bölgelerinde sadece birkaç yüzyıldır tahıllara dayalı beslenmeye geçilmiştir. Teknolojik gelişmelerin bize sağladığı rahatlıklar sayesinde ise beslenme şeklimiz bu 10.000 yıl içerisindeki son 50 yıl çok fazla değişime uğramış ve sonucunda vücudumuzun sadece bir yüzyıl öncesine göre bile yeni birçok hastalık ile karşı karşıya kalmıştır.

Tahıllar aslında tarımın gelişimine kadar doğal halde yenmesi zor olduğundan insanlar tarafından tüketilmemiştir. Çok uzun süreler boyunca stoklanabilir olmalarının fark edilmesi ile meyve ve sebze üreterek yemekten daha fazla efor gerektirdiği halde tahıl üretimine geçmek uygun bulunmuştur. Günümüzde de tahıl bazlı yiyecekler kolay ve masrafsız olarak büyük miktarlarda üretilebilmeleri, uzun raf ömürleri gibi benzer avantajları sunmakta ve opioid (afyona benzer) bağımlılık duygusu ile metabolizmada yanlış bir konfor hissi uyandırmaları ile de büyük yiyecek üreticilerinin para kazanma düşlerini süslemektedir. Bazı insanların ekmek, makarna, simit, vb. Yemeden doyduğunu hissetmemelerinin nedeni sadece bu bağımlılığın etkisidir ve sonucunda ortaya çıkan tablo ise teknolojik avantajların sonuna kadar kullanıldığı bir tahıl bazlı işlenmiş gıda sektörü olmuştur.

Ekmek, makarna ve kahvaltılık gevrekler gibi popüler yiyecekler modern beslenme tarzının ana unsurlarıdır. Fakat değişik beslenme stillerinde tavsiye edildikleri halde tahıllar pek çok ciddi hastalığın da köklerini oluştururlar  Birçok tahıl bazlı işlenmiş ürün yüksek miktarlarda seker ve rafine karbonhidrat içermekte, aynı zamanda tarımsal katkı ve toksinlerin izlerini taşımaktadır. Aslında pek çoğumuzun metabolizması tahıl sindirmek için tam uygun olmasa da bağımlılık yaratması sayesinde bu ürünlere tüm öğünlerimizde yer vermemiz kolay, duygu ve mantık çerçevesinde hayatımızdan çıkartmamız zor olmaktadır.
Tahıllardan gelen problemlerin çoğu gluten adı verilen bir protein üzerine odaklanmaktadır. Gluten, tahılın yaşaması ve büyümesi için gerekli besinlerin depolanmasını sağlayan proteindir ve İngilizce “glue -yapıştırıcı, birleştirici” sözcüğünden türemiştir. Başlıca, buğday, ufak taneli spelt buğdayı, kamut buğdayı, çavdar, arpa, yulaf ve tritikale adı verilen buğday/çavdar melezinde bulunan gluten, yiyecek üreticileri için ise yüksek fırınlama (fırında pişirme, kabartma) karakteristiğinden dolayı önemlidir ve çiftçiler ürünlerinin daha fazla gluten içermesi için teşvik edilmektedir. Bunun sonucu olarak kullanılan kimyasallar ve tarımsal metodlar ise sadece daha sağlıksız ve daha besinsiz bir üretim sonucu metabolizmamızın zayıflamasına yol açmaktadırlar.

Sağlıklı bir insanda her zaman hücreler mutasyona uğrayıp bir kanser hücresine dönüşme riskini taşırlar fakat bu süreç kuvvetli bir bağışıklık sistemi ile regüle edilir ve oluşan bu hücreler fark edilip yok edilir. Bağışıklık sisteminden ödün verildiğinde veya sistem bloke olduğunda ise bu hücrelerin kansere dönüşme ihtimali oldukça yükselir. Gluten, ekzorfin (dismorfin) adi verilen opioid bağımlılık  yaratıcı bir peptid içerir ve bağışıklık sisteminde benzer bir duruma yol açar. Bu peptidler doğal yok edici hücreler (Natural Killer Cells) olarak adlandırılan bağışıklık sistemi hücrelerinin kanser riski taşıyan hücreleri fark etmesini ve yok etmesini engeller. Ekzorfinler ayni zamanda kanser hücrelerinin büyümesini destekleyici etkisi olan insülin üretimini de arttırırlar. Peptidler, sindirilmesi zor bir protein olan glutenin aminoasitlere parçalanamaması sonucu oluşan aminoasit zincirleridir ve kan akışı içinde vücut metabolizması tarafından kullanılamadan dolaşırlar. Bu serbest dolaşım bağışıklık sistemi tarafından algılanır ve antikorlar üretilerek peptidlere saldırı düzenlenir. Bağışıklık sisteminin sürekli antikor üreterek gluten ile meşgul olması sistemi kanser hücrelerini teşhis ve saldırı için yeterli enerji ve zamandan yoksun bırakır; daha da kötüsü peptidlerin vücut dokularına çok benzer yapıda olması antikorları saşırtıp kendi organlarına saldırtarak hastalığı başlatabilir.

Gluten kesinlikle kanser oluşumunun tek nedeni değildir, yinede bir glutensiz beslenme diyetinin gösterdiği dramatik gelişmeler pek çok kanser hastası tarafından raporlanmıştır. Bir çok medikal profesyonel ise bu konuya daha farklı yaklaşıp glutensiz beslenmenin bazı hastalarının ihtiyacı olan besinleri sağlayamayacağı konusunu gündeme getirmektedir. Bu nedenle glutensiz bir diyet uygulamak isteyen kanser hastalarının doktor yada diyetisyenleri ile işbirliği içerisinde davranarak glutensiz B vitamini takviyesi ve glutensiz lif içeren gıdalar olan pirinç, mısır, soya, patates, tapyoka, fasulye, kinoa, darı, karabuğday, keten tohumu ile kabuklu yemişler (fırınlanmış yada tuzlanmış olmaması şartı ile) ve horozibiği familyası hakkında bilgi edinmeleri, bu arada da meyve ve sebzeye ağırlık vermeleri uygun bir plandır.

Hayatlarından gluteni çıkartmak isteyen kişilerin yaptığı hataların en büyüğü ise daha önceden yemeğe alıştıkları işlenmiş ve paketlenmiş gıdaların glutensiz ibareli formlarını tüketmektir. Kendilerine iyilik yaptıklarını düşünseler de aynı şeker ve rafine karbonhidrat miktarını içeren gıdalar hastalıklara yeniden birer davetiye olmaktadır. Unutulmaması gereken nokta şudur; sağlıklı gıdalar hiç bir zaman üretilmiş, paketlenmiş ve içerik listesi konulmuş bir şekilde bizlere ulaşmaz; naturel formlarında ve bir bütün halinde olurlar.

Sağlık ve zindelik dileklerimizle…

Kaynak : Cengiz Unutmaz

FacebookTwitterPinterest