Sağlık ile ilgili tüm içerikler

hurma-3
Ramazan geldi, Ramazan demek sofralarda hurma demek. Ancak hurmayı sadece Ramazan’da değil, yılın her mevsiminde yemek sizin yararınıza olacaktır. Çünkü hurmanın içerisinde barındırdığı yüksek besinler sayesinde hurmanın faydaları saymakla bitmiyor. Günde bir iki adet hurma yemek çok sağlıklı.hurma-1
Yüksek besin değerinin yanı sıra antioksidan özelliği ile hurma başta kanser, damar tıkanıklığı olmak üzere yaşlanmanın önlemesi gibi daha birçok hastalığa faydalıdır. Özellikle, soğukta muhafaza edildiğinde hurmanın içerisinde antioksidanların yoğunluğu artar. Beta-karoten açısından da son derece zengin bir besin olan hurma hücrelere karşı saldırılarda molekülleri kontrol altına alarak, kanseri önlemeye yardımcı oluyor. Hurmanın içerisinde bulunan 15 ayrı mineral ve C, B1, B2, niasin ve A vitaminleri içeren flor bağışıklık sistemini güçlendirerek kansere yakalanma riskini önlüyor.

Kolesterolü yok ediyor

Kolesterol, vücudumuzun bütün hücrelerinde bulunan yağ benzeri bir maddedir fakat kanda fazla miktarda bulunması zararlıdır. Hurmanın içerisinde bulunan yüksek oranda lif, kalp ve damar hastalıklarının yanı sıra kolesterol riskini ortadan kaldırıyor. Hurmanın besin değeri, içeriğinde bulunan uygun mineral dengesinden kaynaklanmaktadır.

hurma-2

Yüksek besin değerinin yanı sıra antioksidan özelliği ile Erkeklerde kısırlık ve iktidarsızlığa iyi geliyor

Hurma afrodizyak etkisi ile de biliniyor. Hurmadan elde edile polen, Arap ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkede iktidarsızlığın tedavisi için kullanılıyor. Ayrıca hurma polenindeki özlerin, sperm sayısı ve hareketliliğini arttırdığı biliniyor. Erkek ve kadında eşit oranlarda görülen kısırlığın tedavisi için de hurmanın işe yaradığı biliniyor. Özellikle kısırlık tedavisinde birçok ülkede kullanılan polenli hurma macununun içeriğinde bulunan fosfor, kısırlık tedavisinde oldukça etkili. Hurmanın, erkekler için iyi geldiği söylenmektedir.

Hurma, şekeri dengeler

Vücuttaki şeker oranını dengeleyen hurmanın içerisinde, ğedir meyvelere kıyasla vücutta çözülmesi kolay bir şeker türü bulunmaktadır. Hurmanın içersinde bulunan bu şeker kan şekerini hızla yükselten glikozdan farklı olarak meyve şekeri früktozdur. Bu da hem kan şekerini dengeler hem de tansiyonun düşmesini önler.

Kilo vermeye yardımcıdır

Siz de sabah öğlen akşam olmak üzere her öğünde sadece 3 tane hurma tüketerek beslenme alışkanlıklarınızı değiştirmeden sağlıklı bir şekilde kilo verebilirsiniz. Özellikle obezite sorunu yaşayan kişilerin, beslenme alışkanlıklarını değiştirmeden, sağlıklı bir şekilde kilo verdikleri görülmüştür. Tüm bunlara ek olarak hurmanın tok tutucu özelliği sayesinde kan şekeriniz düşmeden tansiyon problemi yaşamadan sağlıklı bir şekilde kilo verebilir, istediğiniz ideal kiloya geldikten sonra hurmanın tok tutucu özelliği sayesinde formunuzu koruyabilirsiniz.

hurma-4

Hurmanın diğer faydaları

- Aç karnına tüketilen 2 hurma bağırsak parazitlerini döküyor.
- Hazımsızlık, problemlerinin giderilmesini sağlıyor.
- Hamilelik süresinde mide bulantısının azalmasına yardımcı oluyor.
- İştah açısı etkisiyle kilo alma problemlerini azaltıyor.
- Kalp damar problemlerini gideriyor.
- Kanser riskini azaltıyor.
- Günde 2 hurma göz sağlığını koruyor.
- Lif oranının yüksek olduğundan kabızlığa karşı iyi geliyor.
- Karaciğer yağlanmasını önlüyor.
- Vücuttan toksin maddelerin atılımını kolaylaştırıyor.
- Hücre yaşlanmasını önlüyor.
- Çocuklarda kemik gelişimini destekler.
- Soğuk algınlığına iyi gelir.
- Stresi azaltır.

 

FacebookTwitterPinterest

Hurma Agaci* İçeriğinde minerallerden magnezyum, kalsiyum, natrium, potasyum, ferrum, sülfür, klor, fosfor, vitaminlerden B grubu, A, C vitamini, beta-karoten bulunmaktadır.
*Günde 2 adet tüketilen hurma (yaklaşık 20-25 gram) kabızlık, sindirim problemi, zayıflık, iştahsızlık, kalp problemleri, mide bulantısı ve hatta kanser başta olmak üzere birçok hastalığa karşı koruyucu özellik gösterir.

*Birçok besin öğesini yüksek oranda içeren tek meyve olan hurma bebek ve çocuklarda sağlıklı gelişmeye ön ayak olur.

*İçeriğindeki oksitosin hormonu benzeri bir madde ile doğumu kolaylaştırır, emzirme döneminde annenin sütünü  arttırır.

*Göz sağlığı için önemli olan beta karotenden zengindir ve düzenli tüketildiğinde özellikle gece körlüğüne faydalıdır.

*Lif oranı yüksek olmasıyla kısmen laksatif etkiye sahiptir,

* Gene içerdiği yüksek lif miktarı uzun süre tokluk sağlar.

* En yüksek protein oranına sahip meyvedir. Bu da hurmayı bir çok özelliğinin yanında diyet dostu bir meyve de yapar.

* Sakaroz barındırmaz, görece düşük glisemik endeks karakteristiklidir. Kan şekerinin kontrol altında kalmasına engel olmaz. Hatta hekim kontrollü olarak diabet hastalarına bile belli ölçüde izin verilebilir.

* Hamilelikte  önerilen, lohusalık döneminde de süt arttırıcı etkisi bilinen bir meyvedir.

*Kalp hastalıklarında özellikle ritm bozukluklarında faydalıdır, LDL (kötü kolesterol) seviyesini düşürür.

*Alkol tüketen kişilerde karaciğer yağlanmasına karşı koruyucudur ve toksik maddelerin atımını hızlandırır.

*İçeriğinde en az 20 adet farklı aminoasit içermektedir. Hücre yaşlanmasına karşı korur, bir nevi gençlik iksiridir.

*B vitaminlerinden ve magnezyum mineralinden zengin olması nedeniyle depresyona, sinir hastalıklarına karşı koruyucudur.

*Aç karnına tüketildiğinde bağırsak parazitlerini öldürür.

*Hiçbir yan etkisi olmayan, kansere karşı koruyan doğal bir ilaçtır.

 

Kaynak : Dr Ender Saraç, Diyetisyen Özlem Sert Aydın, Rast Grup,

FacebookTwitterPinterest

Milyonlarca yıllık insan evrimi düşünüldüğünde tarıma geçişin başlangıcı olarak tahmin edilen 10.000 yıl öncesinden günümüze kadar olan süreç metabolik olarak tahıllara adapte olmamıza yeterli bir süre değildir.Gerçekte ise dünyanın bazı bölgelerinde sadece birkaç yüzyıldır tahıllara dayalı beslenmeye geçilmiştir. Teknolojik gelişmelerin bize sağladığı rahatlıklar sayesinde ise beslenme şeklimiz bu 10.000 yıl içerisindeki son 50 yıl çok fazla değişime uğramış ve sonucunda vücudumuzun sadece bir yüzyıl öncesine göre bile yeni birçok hastalık ile karşı karşıya kalmıştır.

Tahıllar aslında tarımın gelişimine kadar doğal halde yenmesi zor olduğundan insanlar tarafından tüketilmemiştir. Çok uzun süreler boyunca stoklanabilir olmalarının fark edilmesi ile meyve ve sebze üreterek yemekten daha fazla efor gerektirdiği halde tahıl üretimine geçmek uygun bulunmuştur. Günümüzde de tahıl bazlı yiyecekler kolay ve masrafsız olarak büyük miktarlarda üretilebilmeleri, uzun raf ömürleri gibi benzer avantajları sunmakta ve opioid (afyona benzer) bağımlılık duygusu ile metabolizmada yanlış bir konfor hissi uyandırmaları ile de büyük yiyecek üreticilerinin para kazanma düşlerini süslemektedir. Bazı insanların ekmek, makarna, simit, vb. Yemeden doyduğunu hissetmemelerinin nedeni sadece bu bağımlılığın etkisidir ve sonucunda ortaya çıkan tablo ise teknolojik avantajların sonuna kadar kullanıldığı bir tahıl bazlı işlenmiş gıda sektörü olmuştur.

Ekmek, makarna ve kahvaltılık gevrekler gibi popüler yiyecekler modern beslenme tarzının ana unsurlarıdır. Fakat değişik beslenme stillerinde tavsiye edildikleri halde tahıllar pek çok ciddi hastalığın da köklerini oluştururlar  Birçok tahıl bazlı işlenmiş ürün yüksek miktarlarda seker ve rafine karbonhidrat içermekte, aynı zamanda tarımsal katkı ve toksinlerin izlerini taşımaktadır. Aslında pek çoğumuzun metabolizması tahıl sindirmek için tam uygun olmasa da bağımlılık yaratması sayesinde bu ürünlere tüm öğünlerimizde yer vermemiz kolay, duygu ve mantık çerçevesinde hayatımızdan çıkartmamız zor olmaktadır.
Tahıllardan gelen problemlerin çoğu gluten adı verilen bir protein üzerine odaklanmaktadır. Gluten, tahılın yaşaması ve büyümesi için gerekli besinlerin depolanmasını sağlayan proteindir ve İngilizce “glue -yapıştırıcı, birleştirici” sözcüğünden türemiştir. Başlıca, buğday, ufak taneli spelt buğdayı, kamut buğdayı, çavdar, arpa, yulaf ve tritikale adı verilen buğday/çavdar melezinde bulunan gluten, yiyecek üreticileri için ise yüksek fırınlama (fırında pişirme, kabartma) karakteristiğinden dolayı önemlidir ve çiftçiler ürünlerinin daha fazla gluten içermesi için teşvik edilmektedir. Bunun sonucu olarak kullanılan kimyasallar ve tarımsal metodlar ise sadece daha sağlıksız ve daha besinsiz bir üretim sonucu metabolizmamızın zayıflamasına yol açmaktadırlar.

Sağlıklı bir insanda her zaman hücreler mutasyona uğrayıp bir kanser hücresine dönüşme riskini taşırlar fakat bu süreç kuvvetli bir bağışıklık sistemi ile regüle edilir ve oluşan bu hücreler fark edilip yok edilir. Bağışıklık sisteminden ödün verildiğinde veya sistem bloke olduğunda ise bu hücrelerin kansere dönüşme ihtimali oldukça yükselir. Gluten, ekzorfin (dismorfin) adi verilen opioid bağımlılık  yaratıcı bir peptid içerir ve bağışıklık sisteminde benzer bir duruma yol açar. Bu peptidler doğal yok edici hücreler (Natural Killer Cells) olarak adlandırılan bağışıklık sistemi hücrelerinin kanser riski taşıyan hücreleri fark etmesini ve yok etmesini engeller. Ekzorfinler ayni zamanda kanser hücrelerinin büyümesini destekleyici etkisi olan insülin üretimini de arttırırlar. Peptidler, sindirilmesi zor bir protein olan glutenin aminoasitlere parçalanamaması sonucu oluşan aminoasit zincirleridir ve kan akışı içinde vücut metabolizması tarafından kullanılamadan dolaşırlar. Bu serbest dolaşım bağışıklık sistemi tarafından algılanır ve antikorlar üretilerek peptidlere saldırı düzenlenir. Bağışıklık sisteminin sürekli antikor üreterek gluten ile meşgul olması sistemi kanser hücrelerini teşhis ve saldırı için yeterli enerji ve zamandan yoksun bırakır; daha da kötüsü peptidlerin vücut dokularına çok benzer yapıda olması antikorları saşırtıp kendi organlarına saldırtarak hastalığı başlatabilir.

Gluten kesinlikle kanser oluşumunun tek nedeni değildir, yinede bir glutensiz beslenme diyetinin gösterdiği dramatik gelişmeler pek çok kanser hastası tarafından raporlanmıştır. Bir çok medikal profesyonel ise bu konuya daha farklı yaklaşıp glutensiz beslenmenin bazı hastalarının ihtiyacı olan besinleri sağlayamayacağı konusunu gündeme getirmektedir. Bu nedenle glutensiz bir diyet uygulamak isteyen kanser hastalarının doktor yada diyetisyenleri ile işbirliği içerisinde davranarak glutensiz B vitamini takviyesi ve glutensiz lif içeren gıdalar olan pirinç, mısır, soya, patates, tapyoka, fasulye, kinoa, darı, karabuğday, keten tohumu ile kabuklu yemişler (fırınlanmış yada tuzlanmış olmaması şartı ile) ve horozibiği familyası hakkında bilgi edinmeleri, bu arada da meyve ve sebzeye ağırlık vermeleri uygun bir plandır.

Hayatlarından gluteni çıkartmak isteyen kişilerin yaptığı hataların en büyüğü ise daha önceden yemeğe alıştıkları işlenmiş ve paketlenmiş gıdaların glutensiz ibareli formlarını tüketmektir. Kendilerine iyilik yaptıklarını düşünseler de aynı şeker ve rafine karbonhidrat miktarını içeren gıdalar hastalıklara yeniden birer davetiye olmaktadır. Unutulmaması gereken nokta şudur; sağlıklı gıdalar hiç bir zaman üretilmiş, paketlenmiş ve içerik listesi konulmuş bir şekilde bizlere ulaşmaz; naturel formlarında ve bir bütün halinde olurlar.

Sağlık ve zindelik dileklerimizle…

Kaynak : Cengiz Unutmaz

FacebookTwitterPinterest

Colyak GlutenSadece Amerika’da 3 milyondan fazla kişi gizli bir salgından mustarip. Eğer şişkinlik, yorgunluk veya eklem ağrıları yaşıyorsanız, bunun sebebinin çölyak hastalığı veya gluten intoleransı olabileceğini düşünmenizi öneririm. Çölyak hastalığı vücudunuza ciddi şekilde zarar verebileceği gibi sizi karaciğer hastalıkları veya kansere yatkın hale getirebilir.

Daha da kötüsü ve önemlisi bu hastalığa çoğunlukla yanlış teşhis konuluyor ya da doktorlar tarafından fark edilemiyor. Ancak riskte olduğunuza dair endişeleriniz varsa dikkat edeceğiniz önemli işaret ve belirtiler var. Glutensiz bir diyet, dualarınıza yanıt olabilir ve hatta eğer gluten toleransınız varsa, gluteni hayatınızdan çıkarmak kilo vermenize de yardımcı olabilir.

Gluten: Nedir ve nelerde bulunur?
Çölyak hastalığı, bağırsaklarınızın besinleri doğru düzgün emmesine engel olan bir sindirim bozukluğudur. Çünkü çölyak hastaları genellikle buğday, çavdar ve arpa gibi diğer tahıllarda bulunan bir protein olan gluteni hazmedemezler.

Ekmeğin esnek dokusunu gluten sağlar. Hatta ilaç ve kozmetik gibi üretim alanlarında da kullanılır. Gluten aynı zamanda jambon, rokfor peyniri, bira, aromalı kahve, meyan kökü ve soya sosu gibi ürünlerde saklı olabilir.

Gluten aldığınızda ne olur?
Gluten intoleransınız varsa ve bu proteini vücudunuza aldıysanız, bağışıklık sisteminiz, besinlerin emilimini ve kana geçmesini sağlayan, ince bağırsağın mükemmel mimarisinin bir parçası olan villüslerinize zarar veren antikorlar salarak bunu yanıtlar.

Normalde ince bağırsak yiyeceklerdeki önemli besinleri emen parmak benzeri tüylerle kaplı bir peluş halı gibidir. Çölyak hastalığına maruz kaldığınızda, bu villusler düzleşir ve halıya benzeyen bağırsak daha çok parke tabana benzer. Böylece artık besinler doğru düzgün emilemezler. Bu da, ne kadar yerseniz yiyin, yetersiz beslenmeye yol açar. Gluten intoleransı ve çölyak hastalığı arasındaki fark, gluten intoleransının genellikle bağırsağa aynı zararı vermemesidir ancak gluten alımı, rahatsızlık verici belirtilere yol açabilir.

Çölyak hastalığının belirtileri
Belirtileri saptamak zor olabilir ancak genelde en yaygın şikayetler karın ağrısı, şişkinlik ve aralıklı ishal. Bazen çölyak hastaları mideyle, karınla ilgili hiçbir sorun yaşamazlar ve bunun yerine asabiyet, eklem ağrısı, kas krampları, ağız yaraları, ayaklarda karıncalanma, veya gluten intoleransından kaynaklanan kaşıntılı, kabartılı bir deri hastalığı olan dermatit herpetiformis gibi şikayetlerde bulunabilirler. Bu döküntünün ve diğer çölyak hastalığı belirtilerinin tedavisi, glutensiz bir beslenme programı sağlamaktır. Aslında esas anahtar, doğru tanıyı bulmakta. Çölyak hastalığı yanıltıcı bir teşhise neden olabilir, çünkü bu hastalık IBS (Hassas Bağırsak Sendromu), ülser, Crohn Hastalığı (İltihabi Bağırsak Hastalığı) ve anemi gibi hastalıkları taklit edebilir.

Şişkinlik, yorgunluk veya eklem ağrısı yaşıyorsanız siz de çölyak hastalığı veya gluten intoleransından mustarip milyonlarca insandan biri olabilirsiniz.
Araştırmacılar artık ABD’de çölyak hastalığının özellikle de yüksek orandaki yanlış teşhislere bakarak, önceden düşünülenden daha yaygın olabileceğine inanıyorlar. Artık doktorunuzun çölyak hastası olup olmadığınıza karar vermesine yardımcı olmak için güvenilir kan testleri mevcut. Çölyak hastalığı bir otoimmün hastalığı olduğu için çölyak hastalarının bazı antikor seviyeleri anormal derecede yüksektir. Doktorunuz bu antikor seviyelerini ölçüp, endoskopik doku örneğiyle birlikte teşhisi doğrulayabilir. Eğer çölyak hastalığınız varsa, glutensiz bir diyet rahatlamanızı sağlayacaktır çünkü şu anda tedavisi yoktur.

Prof Dr. Mehmet Öz’den Çölyak Ve Beslenme 22 Mayıs 2010

FacebookTwitterPinterest